• Murat Gençoğulları

Bir kitabı çok oku

Çok okumak denilince, bugün artık insanımızın aklına çok kitap okumak geliyor. Nitekim ben de yıllarca çok okumak ile çok kitap okumak arasındaki farkı fark etmeden okuyup durdum, çünkü herkes gibi ben de çok bilmek için çok kitap okumak gerektiğine inanıyordum. Oysa geleneksel eğitim sisteminde çok kitap okumak marifet değildi, bilakis marifet, bir kitabı çok okumaktı, yani çok kitap okumak değil, bir metni adam gibi okumaktı. 

İşin doğrusu, yazanlar da, yazarlar da kitapları bir kez okunacak şekilde yazdılar, üstelik herkesin anlayabileceği düzeyde yazdılar. Öğretmekten çok etkilemeyi seçtiler. Etkileyerek bilgiyi yaygınlaştırmaya çalıştılar. Yaygınlaşan da bu nedenle bilgi’nin kendisi değil, etkisi oldu. Nitekim etrafınıza şöyle bir bakarsanız, ne kadar da çok etkileyici kitabın piyasada dolaştığını görürsünüz. Bugün bir kitabın kapak tasarımı için neredeyse basımevine ödenen para kadar ücret ödenmektedir. Bu da kitabın adı ve kapaktaki görselin etkileyiciliği ile alakalı bir mevzu üzerine etkileyebilme beklentisinin şiddetini göstermektedir.  Öğretici değil, etkileyici kitaplar var artık. Herkesin bir kez okuduğu ve bir süreliğine etkilendiği kitaplar, ister istemez birkaç ay sonra unutulan kitaplar, kitapçıklar haline geldiler.

Bu iki farklı bilme tarzı, esasen matbaanın icadıyla alâkalıdır. Matbaanın yaygınlaşmasıyla bilgi de yaygınlaştı, iyi mi oldu, bakın işte burası tartışılır. Matbaanın icadıyla bilgi’nin yaygınlaşması, bir süre sonra bilgi’nin sığlaşması anlamına geldi, tıpkı bilgisayar ve internet gibi. Her ikisi de birlikte bilgiyi yaygınlaştırdı, genişletti, genelleştirdi, ilmi bilinen bilgiye dönüştürdü.

Peki derinleştirdi mi? Hayır, sadece sığlaştırdı.

Niçin?

Çünkü genleşen, genişleyen şeyler en ve boy itibariyle genişler, buna mukabil derinlikleri azalır. Nitekim geniş ile genel sözcükleri hemen hemen aynı anlamdadır. Düzlem’in eni ve boyu vardır, derinliği yoktur. Derinliği olan şeyler, pek geniş olmaz, çünkü derinlik arttıkça genişlik azalır, tıpkı kuyularda olduğu gibi. Kuyuların derinliği, daraldığı oranında artar.

Hem geniş, hem derin olan ne var bu yerkürede?

Okyanus! Evet, bu yüzden büyük lugatlara, büyük ansiklopedilere hep Okyanus gibi adlar verilmiştir. Maksat onların hem geniş, hem derin olduklarına işaret etmektir. Lâkin bilgide derin olanlar geniş olamıyor, geniş olanlar da derin. Bu nedenle okyanus gibi tanımlamalar, olandan ziyade, olması gerekene, yani hedeflenene işaret ediyor.


Bilgi dağıtım araçları çoğalınca bilgi de çoğaldı, ilim’den malumata geçildi. Oysa önce bilgeler vardı, sonra bilginler. Şimdi ise ne bilgeler var, ne de bilginler. Var olmayı başaranlar sadece bilgiçler.


Kitapların sayısı çoğalınca, bilgi talipleri işbu çoğalan kitapları okudukları takdirde, hatta ne kadar çok kitap okuyabilirlerse o kadar bileceklerini sandılar. Fakat gerçekte maksat hasıl olmadı. Çünkü bilgi taliplerinin ilmi artmadı, malumatı çoğaldı. Çok kitap okudular ve fakat kitapları ya bir kez ya da en fazla iki kez okudular.

Bilgelik bir yana, bilginliği  hedefleyen kişiler de kalmadı artık. Şimdi bilgiç olmak revaçta.

Temel amaç kitabı anlamak değil.

Sadece etkilemek ve etkilenmek.

Murat GENÇOĞULLARI

4 görüntüleme

© 2020 by                       - Tüm hakları saklıdır. www.muratgencogullari.com.tr  info@muratgencogullari.com.tr

beyazdetayturk.png